Yukarı
34.Sayı
34.Sayı Uygurca
34.Sayı Aile
34.Sayı Tam Sayfa
Uygur Kültürü-34

 

Başmakale

Mehmet Emin Batur

 

Yukarı
34.Sayı
34.Sayı Uygurca
34.Sayı Aile
34.Sayı Tam Sayfa
Uygur Kültürü-34

 

Başmakale

Mehmet Emin Batur

 

DOĞU TÜRKİSTAN KÜRESEL GÜÇLERİN

SİYASİ SİLÂHI OLMAMALI

 

Akılcı ve gerçekçi bir değerlendirme ile bakıldığında Doğu Türkistan meselesi yalnızca Doğu Türkistan Türklerinin ve Türk dünyasının değil aynı zamanda bütün dünya devletlerinin de görmezlikten, duymazlıktan ve bilmezlikten gelemeyeceği, gelmemesi gereken evrensel bir meseledir.
Dünyada barış ve istikrarın tam olarak sağlanmasından, Milletlerarası hukuk kurallarının noksansız olarak işlemesinden, insan haklarının her türlü şart ve zeminde korunup kollanmasından yana olan bütün devletler öncelikle Doğu Türkistan'ın içinde bulunduğu duruma ivedilikle bir çözüm bulmanın yollarını aramalıdırlar. Aksi takdirde dünyada barış ve istikrarın devamının öneminden, hukukun üstünlüğü prensibinden ve temel insan hak ve hürriyetlerinin kutsiyetinden söz edenlerin söylemlerine güvenmek asla mümkün olmayacaktır.
Dünyadaki bütün yönetim sistemlerini etkisi altına alan ve insanlardaki hür düşünme iradesini bile esir alan yegâne gücün ekonomik güç olduğu noktasında hemfikir olunduğu çağımızda başka devletlerin ekonomik güçlerinin tahakkümü altına girmemeyi başarabilen devletlerin sayısı oldukça azdır. İşte bu devletlerden biri de hiç şüphe yok ki; insanların alın terini sömürmeyi, insan haklarını ihlâl etmeyi, insanların doğuştan sahip oldukları temel hak ve hürriyetlerini gasp etmeyi bir yönetim biçimi olarak kabul edip uygulayan işgalci Çin devletidir.
Doğu Türkistan'ı işgal eden Çin, 1949 yılından beri bütün dünyanın gözleri önünde menfur melanetlerine yeni halkalar ilâve etmeyi pervasızca sürdürürken sözde demokrasiden, insan haklarından, barıştan ve hukukun üstünlüğünden söz eden devletlerden birçokları fildişi kulelerinde, ellerindeki insan kafataslarından yaptıkları kadehlerinden katlettikleri masum insanların kanlarını yudumlayarak seyirci olmanın keyfini çıkartmaktadırlar.
Çin'in dünya piyasalarını sahte ve kalitesiz ürünleri ile abluka altına alması karşısında büyük bir çaresizlik ve aczi yet sergileyen bazı dünya devletleri ne yazık ki, sonsuza kadar kendilerini Çin ile yapacakları sözde ticarete mahkûm ve mecbur olarak görmektedirler. İşte bu yüzdendir ki Doğu Türkistan konusu, yeri geldiğinde “mangalda kül bırakmayan” devletler tarafından maddî çıkarlara feda edilmektedir. Nerede kaldı, insan hakları, nerede kaldı milletlerarası hukuk kuralları, nerede kaldı barış ve demokrasi?
Dünya devletleri bu çifte standartçı tavırlarından vazgeçmedikleri, dünyada ekonomik gücü fazla olan devletlerin başka Milletler üzerinde tahakküm sağlama haklarının bulunmadığı gerçeğini içlerine sindirmedikleri ve haksızlıklar karşısında seslerini yükseltmedikleri sürece yeryüzünde işgaller, zulümler ve her türlü hukuksuzluklar hemen, hemen her devletin ve milletin her an karşılaşabileceği olumsuzluklar olarak sonsuza kadar sürüp gidecektir.…
Elbette ki; bu güne kadar Doğu Türkistan meselesinin Milletlerarası plâtformlarda lâyıkıyla ele alınmamış olmasının tek suçlusu BM ya da daha başka milletlerarası insan hakları plâtformlar olmayıp, bu önemli meseleyi dünya efkârına gerektiği gibi anlatamayan ve ulaşması gereken yerlere hakkıyla taşıyamayan Doğu Türkistan teşkilâtları da suçludurlar.
Dünya kamuoyunun Doğu Türkistan davasına yönelik mevcut lâkaytlığını bertaraf edebilmenin tek yolu, dünyanın dört bir yanında faaliyet göstermekte olan ve sayıları 50 civarındaki Doğu Türkistan teşkilâtları arasında asgarî müştereklerde mutlak bir fikir birliği ve milli mutabakatın sağlanmasından geçer. Dünya efkârıumumiyesine Doğu Türkistan gerçeği inandırıcı bir dil ve üslûpla anlatılamadan, yürünmekte olan kutsal yolda güvenilirlik kazanılamadan, arzulanan ulvî hedeflere ulaşmak daha uzun yıllar mümkün olmayacaktır.
Bütün Doğu Türkistan teşkilâtlarının bünyesindeki idareciler ve azaları öncelikle kendilerine şu soruyu sormalıdırlar: “Biz hangi hedefe ulaşmak istiyoruz?” Eğer bu sorunun cevabı “Uyguristan' a ulaşmak”, “Çin Anayasasındaki özerklik haklarımızı istiyoruz”, “Uygur özerk bölgesindeki zenginlik kaynaklarından daha fazla pay verilsin” vb. şekildeki sığ ve aşağılık isteklerin ileri sürüldüğü cevaplar olur ise kesinlikle yanlış cevap, “Kayıtsız Şartsız Tam Bağımsız Doğu Türkistan'a Ulaşmak” ve “İstiklâl Elde Etmek” şeklinde bir cevap olur ise kesinlikle doğru bir cevap olacaktır. Çünkü zaten bizim olan toprakların zenginliklerinden işgalci Çin'in daha fazla pay vermesini istemek tam bir zillet içine düşmek ve bu zilleti kabul etmek olacaktır. Doğu Türkistan'ın yüzölçümünün 1.828.418 km. kare olduğu, nüfusunun da günümüz itibarıyla Türk dünyasındaki normal nüfus artışları temel alınarak yapılan istatistiksel çalışmalara göre (www.hurgokbayrak.com sitesinin nüfus bölümüne bakınız) 40 milyondan aşağı olmaması gerektiği konusunda bir görüş birliğinin olması şarttır.
Bir teşkilâtın “Doğu Türkistan” dediğine diğer bir teşkilât “Uyguristan” derse, bir teşkilâtın mensupları “Kayıtsız şartsız tam bağımsızlık” isterken, diğer bir teşkilâtın mensupları “Çin anayasasında yer alan özerklik statüsüne işlerlik kazandırılsın” derse, dünya Konjonktür'ü içerisinde siyasî etkinliği bulunan devletler “Sizler henüz ne istediğinizi ve isteyeceğinizi bile bilmiyorsunuz” demezler mi? Bu durum Doğu Türkistanlıların inandırıcılıklarını kaybetmelerine yol açmaz mı?
Teşkilâtlar arasında tabiî olarak ulvî hedefe ulaşma yolunda strateji ve eylem farklılıkları olacaktır. Fakat ulaşılmak istenen hedefin tek ve aynı olması bilhassa Doğu Türkistan toplumu için asla kaçınılmaz milli bir mecburiyet olmalıdır. Bir milletin istiklâli gibi ciddî ve hayatî bir değere ulaşma işini bir takım küresel güçlerin insaf ve ihsanına terk ederek onların yörüngesinde hareket etmeye mahkûm olmak Doğu Türkistan davasına yapılacak en büyük bir kötülüktür. Doğu Türkistan davası işgalci Çin ile diğer küresel güçler arasındaki ideolojik ve çıkarlar çatışmasında kullanılacak siyasî bir silâh olmaktan bir an evvel çıkartılmalıdır.

 

Çin, Hüseyin Celil’e müebbet hapis cezası verdi

 

Hüseyin Celil 2006 yılının mart ayında ailesi ile beraber

Özbekistan'da seyahatte olduğu bir esnada Özbekistan

hükümeti tarafından tutuklanarak Kanada hükümeti ve

uluslararası kamuoyunun sert tepkilerine rağmen haziran

ayında Çin'e teslim edilmişti.

 

Çin Dışişleri Bakanlığının Sözcüsü Li yu Jyançav Pekin'de muhabirlere verdiği beyanatında “Hüseyin Celil, Çin'i parçalama ve terörist grupları teşkilâtlandırma, terörist teşkilâtlara önderlik etme ve onların faaliyetlerine katılma gibi iki ayrı suçtan dolayı müebbet hapis cezası verildi.” Demiştir.

Hüseyin Celil 2006 yılının mart ayında ailesi ile beraber Özbekistan'da seyahatte olduğu bir esnada Özbekistan hükümeti tarafından tutuklanarak Kanada hükümeti ve uluslarararsı kamuoyunun sert tepkilerine rağmen haziran ayında  Çin'e teslim edilmişti.

Hüseyin Celil'in Çin'e teslim edilmesi ve Çin hükümetinin Hüseyin Celil'i Kanada vatandaşı olduğunu kabul etmeyi reddetmesi Çin ile Kanada hükümeti arasında diplomatik bir meseleye dönüşmüştü.

Haberlere bakıldığında, Kanada hükümetinin Hüseyin Celil'in serbest bırakılması için ciddi boyutlardaki diplomatik girişimleri ve böylece Tibet'in dahisi Dalay Lama'ya Kanada vatandaşlığının verilmesi Çin'i sert şekilde öfkelendirmişti. RFA - 5’de

 

 Sözde “Vatanperver Dini Zatlar(!)”ın 5. Dönem

Siyasi Kursu Ürümçi'de Başladı

 

ETIC-Çin hükümeti tarafından düzenlenen bu kurs, kendi milletinden ve inancından vaz geçmekten çekinmeyen bir takım baldırı çıplak yarım hocalar yetiştirme maksadıyla düzenlenmiştir. Bu kursları bitiren yarım hocalar bütün bölgelerdeki merkezi camilerde imam-müezzinlik görevine tayin edilmekte olup onlar, mescit ve camilerde cemaate komünist partisinin politikalarının propagandasını yapmaktadırlar. 3’DE

 

Doğu Türkistan’ın Gulca şehrinde 33 bin kişi sorgulandı

 

Gulca Şehrinde “100 Günlük Sert Darbe Vurma Hareketi” Esnasında Yasal Cihetten İşleme Tabi Tutulanların Sayısı 33 bin Kişiyi Geçmiş Bulunuyor

“İli Gazetesi”nin Gulca şehri Toplum Güvenliği bürosunun resmi malûmatlarını naklederek verdiği habere göre, bu yakınlarda sona eren “100 günlük istikrarı koruma özel mücadelesi” esnasında Gulca şehri genelinde 220 kişi tutuklanmış olup, 574 dosya sonuçlandırılmıştır. Bu hareket esnasında yasal cihetten işleme tabi tutulanların sayısı 33 bin 583 kişiye ulaşmıştır.

Çin hükümeti tarafından yıllardan beri yürütülmekte  olan ve “100 günlük sert darbe vurma mücadelesi” özellikle Doğu Türkistanlıların millî hareketlerini bastırmaya yönelik olup, bu hareket esnasında Uygurlar ararsındaki dini inancı ve millî gururu güçlü olan ve hükümete olan tepkilerini açıkça ifade eden kişiler asıl darbe vurulacak hedefler olarak belirlenmiştir.ETIC

 

 

Çin Hükümeti, Kaşgar, Atuş ve Hoten de 

Türk  Nüfusunu Azaltmayı Planlıyor

 

“Sinkiang  (Doğu Türkistan) Gazetesi”nin verdiği habere göre, 31.03.2007 günü Ürümçi'de yapılan “Otonom Bölge(Doğu Türkistan) Nüfus ve Doğum Kontrolü Hizmet Toplantısı”nda her kademeden doğum kontrolü birimlerinin bundan sonraki temel hizmet hedeflerini güneydeki 3 vilayetin kırsal alanlarındaki nüfusun azaltılmasına yöneltmeleri gerektiği ortaya

konulmuştu.

“Otonom Bölge(Doğu Türkistan)Komünist Partisi” Sekreteri Wang Le Guan bu toplantıda yaptığı konuşmada, güneydeki Kaşgar, Atuş ve Hoten vilâyetlerindeki halkın nüfusunun çoğalmakta olduğundan şikâyet etmiş ve her kademedeki hükümet birimlerinden ciddî tedbirler kullanarak güneydeki bu vilâyetlerdeki doğum oranını aşağı çekmelerini talep etmiştir.

Vang Le Guan can sıkıcılığını sürdürerek şöyle demiştir: “2005 yılında bütün Otonom Bölgemizde (Doğu Türkistan) ortalama doğum oranı %16.4 oranındadır. Fakat güneydeki “Kızılsu Kırgız Otonom Eyaleti”nde ise % 20.98 oranında artış olmuş bulunmaktadır. Hoten, Kaşgar ve Aksu'da da doğum oranı “Otonom Bölgemizin ortalama doğum oranının üzerine çıkmıştır.”

Wang Le Guan buna bir misal göstererek “Hoten vilayetinin nüfusu 1990 yılında 1 milyon 400 bin idi, 2005 yılına gelindiğinde 1 milyon 874 bine ulaşmıştır. Kısaca 16 yıl içinde 400 bin kişi artmıştır. Kaşgar'da da 970 bin kişi artmıştır.”

Wang Le Guan konuşmasında yine, güneydeki 3 vilâyette “azınlık milletler” den olan çiftçi ve besicilere yönelik tek çocuk sahibi olma politikasını deneme mahiyetinde icra etmek gerektiğini vurgulamıştır. ETIC

 

Doğu Türkistan'daki Yoksulların % 85'inden

Fazlası Güney Bölgelerde

 

 “Sinkiang (Doğu Türkistan) Gazetesi”nin 01.04.2007 tarihli haberinde “Otonom Böge (Doğu Türkistan)Komünist Partisi”nin sekreteri Wang Le Guan 31.03.2007 günü Ürümçi'de yapılan “Otonom Bölge(Doğu Türkistan) Nüfus ve Doğum Kontrolü Hizmeti Toplantısında yaptığı konuşmada, bu gün Doğu Türkistan'daki yoksulların %85'inden daha fazlasının Kaşgar, Atuş, ve Hoten gibi güney vilayetlerde olduğunu söylemiştir.

Wang Le Guan'ın bildirdiğine göre, 2006 yılında bütün Doğu Türkistan genelinde Çiftçi ve besicilerin kişi başına düşen yıllık ortalama geliri 2742 yuan olarak tespit edilmiştir. Fakat aynı yıl Kaşgar vilayetindeki çiftçilerin kişi başına düşen yıllık geliri 2072 yuan, Hoten'in 1499 yuan, Atuş'un ki ise 1486 yuan olmuştur.

Kaşgar, Atuş ve Hoten vilayetleri bu gün bütün Doğu Türkistan genelinde Doğu Türkistan Türklerinin en sık şekilde yerleşik bulundukları bölgeler olup, bu vilayetlerin nüfusunun %90'ından daha fazlası Uygurlardan oluşmaktadır. Demek oluyor ki; Bu gün Doğu Türkistan'daki yoksulların hemen hepsini Uygurlar teşkil etmektedir. ETIC

 

ETIC'in Beyanatı:

 

“Müstebit Çin Hâkimiyeti Rabiye Kadir'in Evladına Zarar Vermekle

Kendisinin Rezil Tutumunu Dünyaya Bir Defa Daha Gösterdi

 

Çin Yargı Mahkemelerinin hiçbir yasal temele dayanmaksızın Millî önderimiz Rabiye Kadir hanımın Doğu Türkistan'daki oğlu Ablikim Abdurehim'i siyasi iftira ile 9 yıl süre ile hapis cezasına çarptırması, bu müstebit ve faşist hâkimiyetin rezilliğini ve gayri insani tutumunu bir defa daha açığa çıkarttı.

Biz, “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi” olma sıfatımızla, manevi annemiz ve millî önderimiz Rabiye Hanıma samimi tesillilerimizi izhar etmekle beraber, kanun ve insanî faziletlerden tamamen yoksun müstebit komünist Çin hâkimiyetine karşı olan öfke, nefret ve lânetimizi bildiriyoruz. Gayri insanî Çin hâkimiyetinin Rabiye Hanımın vatanı ve milletine olan sınırsız sevgisini zayıflatmak, onun insanlık âleminden yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bulunan halkının varlığı, özgürlüğü, hürriyeti ve bağımsızlığı için yürütmekte olduğu haklı ve şerefli mücadelesini engellemek maksadıyla kullandığı bu rezil suikastı asla başarıya ulaşmayacaktır. Tam tersine Çin hâkimiyetinin annesinden öç almak için evladını rehin almak suretiyle cezalandırmak gibi bu tür devlet terörü estirme eylemleri dünya kamuoyunun bu acımasız hâkimiyete karşı olan nefret duygusunu güçlendirmekle kalmayıp, bütün Doğu Türkistan halkının manevi annemiz Rabiye Hanıma olan hürmet ve desteğini ve millî bağımsızlık mücadelesine olan azim ve iradesini daha da arttıracaktır!

Biz, Rabiye Hanımı bütün gücümüzle destekleyeceğimizi ve onunla beraber her zaman tek vücut, tek yürek olarak mücadele edeceğimizi tekrar vurgulamakla beraber, Çin hâkimiyetinin yukarıdaki rezil eylemine karşı kuvvetli şekilde cevap vereceğimizi bildiririz!

Abducelil Karakaş

“Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi”nin Başkanı

  

Doğu Türkistan'ın Köylerindeki Türkler Çin Usulü

 Toplu Düğünler Yapmaya Zorlanıyorlar

 

Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistan'da Ciddiyetle yürütmekte olduğu asimilâsyon politikası sadece millî maarif sahası ile sınırlı değildir. Doğu Türkistan halkının tarihten beri süregelen geleneksel örf-adetleri de ciddî derecede bir tehditle karşı karşıya bulunuyor. Meselâ şu anda Çin hâkimiyeti Doğu Türkistan'ın köylerinde Uygur gençlerini Çin'in içeri bölgelerine götürme faaliyetine paralel olarak Uygur gençleri arasında da tedrici olarak Çin'in adetlerini yansıtan kolektif düğün yapma yöntemini yaygınlaştırmaya başlamıştır.

Doğu Türkistan'dan gelen yansımalardan anlaşıldığına göre, her kadememden hükümet daireleri ve birlik komiteleri Doğu Türkistan'ın güneyindeki köylerde Uygur gençlerini Çin usulünce göğüslerine çiçek takarak toplu halde düğün yapmaya zorlamaktadırlar.

Çin hükümeti bu eylemine “Sade düğün yapma” adını takmış bulunuyor. Hükümetin bu çağrısına uymayan gençlere ise, “Hurafe” ya da “radikal İslamcı” şeklinde külâhlar giydirerek onları siyasî ve iktisadî cihetlerden dışlamaya başlamışlardır. ETIC

 

Doğu Türkistan'ın Köylerindeki Çince Kurslar

 

Doğu Türkistan'daki millî eğitimi Çinlileştirme yolunda büyük adımlar atmakta olan Çin hâkimiyeti asıl hedefini Doğu Türkistan'ın kırsal bölgelerindeki gençlere yöneltti.

Çin hükümeti yakın zamanlardan beri Doğu Türkistan'da Uygurların daha yoğun şekilde yerleşik bulundukları güney bölgelerindeki kırsal yerleşim alanlarında arka-arkaya Çince kurslar açarak genç Uygurların bu kurslara katılmalarını mecburi hale getirmektedir.

Çin hakimiyeti 3-4 ay devam edecek olan bu kursları da “haşar” (ücretsiz olarak devlete çalışma)a çevirmiş olup, bu kursa katılmayı reddedenlere karşı da siyasi, iktisadi ve yasal yönlerden çeşitli cezalar uygulamaktadır. Çiftçiliğin en hareketli üretim dönemlerinde açılan bu Çince kurslar Uygur çiftçilerin günlük üretimlerine ve geçimlerine ağır derecede zararlar vermektedir.ETIC

 

Doğu Türkistan'daki İş Fırsatlarından Kimler Yararlanıyor?

 

Doğu Türkistan'da Uygur gençlerinin işe yerleşme durumlarının giderek kötüleşmekte olduğu bir dönemde, Çin hükümeti matbuatlarında geçen yılın sonlarına kadar Doğu Türkistan'da yüksek okulları bitirdikten sonra işe yerleşmeyi bekleyenleri işe yerleştirme oranını % 80'e ulaştırdıkları haberini geniş çaplı olarak yaymaktadırlar. Fakat Doğu Türkistanlıların ifadelerinden, işe yerleşenlerin arasında Uygur gençlerinin çok az bir sayıda olduğu, Üniversiteleri bitirerek köylerine dönen bazı yüksek bilgili işsiz gençlerin ise Çin'in içeri bölgelerine rençperlik yapmak üzere gitmeye mecbur olmakta oldukları anlaşılmaktadır.

(RFA-Gülçehre)

 

Çin Hükümeti Doğu Türkistan'daki Üniversitelerde

Siyasi ve İdeoloji Alanında Denetimler Başlattılar

 

Çin ajanslarının Ürümçi'den verdikleri haberlerden anlaşıldığına göre, Otonom Bölge (Doğu Türkistan) Maarif komitesinin denetleme grubu Üniversite öğrencilerinin siyasi ideolojisini öğrenmek için 17 Nisan 2007 tarihinden başlayarak Doğu Türkistan'daki Sanat Enstitülerinde özel denetim ve değerlendirme görevi yürüttüler.

Haberde işaret edildiğine göre Otonom Bölge (Doğu Türkistan) Maarif komitesi tarafından yürütülen bu defa ki denetim ve değerlendirme görevi iki gün sürmüş olup, bu esnada öncelikle öğrenciler ararsında kendi ideolojisini denetleme ve kendi ideolojisini açıklama gibi çeşitli faaliyetler yürütüldü. Ayrıca Maarif komitesinin denetleme grubundakiler öğrencilerin denetleme raporuna dayanarak not verme yöntemiyle değerlendirmeler yaptılar.

Haberde ileri sürüldüğüne göre, şimdiden başlayıp, iki ay içerisinde bu türden denetlemeler Doğu Türkistan'daki bütün yüksek okullarda sırayla gerçekleştirilecek. Dış ülkelerdeki analizciler, “Çin hükümetinin Doğu Türkistan'daki yüksek okullarda bu tür siyasi ve ideolojik denetlemeler yapmaları, söz konusu yerdeki öğrencilerin kafalarına tamamıyla komünist ideolojiyi yerleştirmeyi amaçlamaktadır.” Demişlerdir. (RFA-Méhriban)

 

İlham Aliyev Doğu Türkistan'da

                                                      

“Sinkiang (Doğu Türkistan) Gazetesi”nin verdiği habere göre 25.04.2007 günü öğleden sonra Azerbaycan Cumhuriyetinin Devlet başkanı İlham Aliyev Ürümçi'ye gelerek Doğu Türkistan'daki Çin kuklası bölge başkanı İsmail Tilivaldi ile bir görüşme yaptı. İlham Aliyev, Kore ziyaretini bitirdikten sonra ülkesine dönüşte Ürümçi'de kısa bir süre duraklayarak oradaki kukla yetkililerle görüştü. Bu kısa ziyareti esnasında İlham Aliyev'e Azerbaycan'ın Çin'deki büyükelçisi refakat etti. İsmail Tilivaldi, Aliyev'le görüşmesi esnasında yaptığı konuşmada “Çin'in Sinkiang'(Doğu Türkistan) bölgesinin Azerbaycan ile din, kültür, sosyal yaşam, örf-adet gibi alanlarda birçok benzerlikleri bulunmaktadır” dedi. Konuşması sırasında ayrıca Azerbaycan'ın Doğu Türkistan'a yatırım yapmasını da istedi.

İlham Aliyev, kendilerinin Doğu Türkistan ile kültür alış-verişi alanında dayanışma içinde olmayı arzuladıklarını bildirdi. ETIC

 

Amerika ile Çin Arasındaki Ticari Münasebet

Hassaslaşmaya Başladı

 

Amerika ile Çin ararsındaki Ticari ilişkiler giderek hassas bir pozisyona bürünüyor. Bu yakınlarda Amerikan hükümeti Dünya Ticaret Örgütüne Çin üzerinden resmi dilekçe vererek şikâyetlerini bildirdi.

Amerika'nın çok sayıda sinema filmi, müzik, kitap ve bilgisayar materyallerinin Çin'de istediği kadar korsan yollarla kopyalanarak satılmakta olduğunu ve Çin hükümetinin, bu tür yasa dışı olarak kopyalayıp satma, istediği gibi marka hırsızlığı yapma eylemlerinin giderek çoğalmakta olduğunu bilmesine rağmen ciddi çare ve tedbirler kullanmamakta olduğunu ortaya koymuştur.

Çin hükümeti ise, hakkındaki tenkitleri kabul etmeyi değil, tam tersine buna sert şekilde tepki göstererek, Amerika'nın bu türden kınamalarını “Yolsuzluk” olarak nitelendirdi. Mütehassıslar Amerika ile Çin ararsındaki ticari münasebetin geleceği hakkında çeşitli görüşler bildirmektedirler.(RFA)

 

Sözde “Vatanperver Dini Zatlar(!)”ın

5. DönemSiyasi Kursu Ürümçi'de Başladı

 

“Sinkiang (Doğu Türkistan) Gazetesi”nin 25.04.2007 günü verdiği habere göre “Otonom Bölge (Doğu Türkistan) genç ve orta yaş vatanperver dini zatların 5. dönem Kursu” Nisan ayının 23. günü Ürümçi'de başladı.

“Otonom Bölge (Doğu Türkistan) Komünist Partisi”nin daimi Yönetim Kurulu Üyesi Şevket Emin bu defa ki kursun ders başlama töreninde yaptığı konuşmada, dinî zatlardan vaziyeti iyi tanıyarak ve vatanperverlik geleneğine varislik ederek dine itikat eden geniş halk kitleleri ile barışık bir şekilde “üç türlü güçler”e karşı mücadele edilmesini, fiili hareketleri vasıtasıyla parti ve hükümetin güvendiği hakiki vatanperver dini zatlardan olmalarını istedi.

Yukarıdaki haberde işaret edildiğine göre “Otonom Bölge (Doğu Türkistan) hükümeti 2003 yılından itibaren siyasi cihetten güvenilir ve siyasi anlayış seviyesi yüksek olan bazı “vatanperver dini zatlar birliği”ni yetiştirme maksadıyla, Ürümçi “vatanperver dini zatlar kursu”nu organize ederek Doğu Türkistan'ın bütün bölgelerinden birçok genç ve orta yaş dini zatları bu kurslarda eğitmeye başlamış ve şimdiye kadar 4 kurs tamamlanmıştır.

Aslında ise, Çin hükümeti tarafından düzenlenen bu kurs, kendi milletinden ve inancından vaz geçmekten çekinmeyen bir takım baldırı çıplak yarım hocalar yetiştirme maksadıyla düzenlenmiştir. Bu kursları bitiren baldırı çıplak yarım hocalar bütün bölgelerdeki merkezi camilerde imam-müezzinlik görevine tayin edilmekte olup onlar, mescit ve camilerde cemaate komünist partisinin politikalarının propagandasını yapmaktadırlar. (ETIC)

 

Çin'in Doğu Türkistan'daki Askeri

Mekanize Birlikleri Tatbikat Yaptı

 

“Kurtuluş Ordusu Gazetesi” 24.04.2007 tarihli haberinde bu ayın 23'ünde “Keri injiang Akeri Bölgesi”ne bağlı malûm geri hizmet destek birliği ile mekanize birliği müşterek bir şekilde Tanrı Dağları eteklerindeki bir askeri kampta tatbikat yaptılar.

Bu defa ki askeri tatbikatın maksadının, “Çin Kurtuluş Ordusu”nun bünyesinde savaş gücünü artırmaya çalışmak olduğu öğrenildi. ETIC

 

Çin'in Askeri Gücü Dünyayı Tehdit Edemez

 

“Almanya Dalgaları Radyosu”nda yayınlanan bir makalede nükleer güce sahip başka devletlerle kıyaslandığında Çin'in mevcut askeri gücünün oldukça zayıf olduğu ve dünyanın güvenliğine hiçbir tehdit getiremeyeceği beyan edildi.

İsveç'in Stokholm şehrindeki “Uluslar Arası Araştırma Merkezi” tarafından yayınlanan rapordan alıntı yapılarak yazılan bu mülâhazada Çin'de bugün kullanmaya müsait nükleer başlıklı füzelerden 130 tane olduğu bildirilirken aynı nükleer başlıklı füzelerden Amerika ve Rusya'nın her birinin elinde 5500 tane bulunduğu ifade edilmiştir.

Bu nükleer başlıklı füzelerden Fransa'nın elinde 348 tane, İngiltere'nin elinde 185 tane olduğu ve yine Kuzey Avrupa ülkelerinde de 440 tane nükleer başlıklı füzenin olduğu beyan edilmektedir.

Çin'in askeri harcamalarının artış hızı da o kadar fazla değil. Mesela 1989 yılında Çin'in askeri harcamaları ülke gelirinin tamamının % 1.7' sini, 1997 yılında % 2.8'ini, 2004’te 2.4'ünü, şu anda ise, tahmini olarak % 5'ini kapsamaktadır.(ETIC)

 

Kanada Hükümeti Sahte Belge Düzenleyen 5 Çinliyi Tutukladı

 

Bu yakınlarda Kanada Polisi Çinli öğrencilerden oluşan ve pasaport, Ehliyet gibi sahte belgeler düzenleyen bir şebekeyi açığa çıkartarak tutukladı. Çinli göçmenlerin her geçen gün çoğalmakta olduğu Kanada'da Çinli öğrencilerin bu girişimi toplumun çeşitli katmanlarında sert tepkilere sebep oldu. 19.04.2007

(RFA-Kamil Tursun)

 

DÜZELTME

Gazetemizin 33. Sayısının 6. Sayfasında yer alan “Milli İnkılabın Beşiği Olan Aktu Nahiyesinin Kısaca Durumu” başlıklı haberin kaynağı ETIC yerine RFA  olarak verilmiştir.

Düzeltir, okuyucularımıza bildiririz. İstiklâl Gazetesi

 

Doğu Türkistan'daki Kukla Vali İsmail Tilivaldi “Sinkiang

(Doğu Türkistan) Üniversitesi”nde Dalkavukluğunu

Bir Defa DahaGösterdi

 

 

Doğu Türkistan'daki en köklü ve merkezi üniversitelerden biri olup, 80'li yıllarda meydana gelen geniş çaplı öğrenci millî hareketlerinde bu üniversitenin millî öğrencileri öncülük ve sürükleyicilik rolü oynamıştı.

80'li yılların ortalarından şimdiye kadar bu üniversitenin mili gururu güçlü olan öğretmenlerinden birçoklarının öğretmenlik hakları ellerinden alınmış, Yine birçok Uygur öğrenciler de okuldan atılmışlardı.  Doğu Türkistan'daki en köklü ve merkezi üniversitelerden biri olup, 80'li yıllarda meydana gelen geniş çaplı öğrenci millî hareketlerinde bu üniversitenin millî öğrencileri öncülük ve sürükleyicilik rolü oynamıştı.

80'li yılların ortalarından şimdiye kadar bu üniversitenin mili gururu güçlü olan öğretmenlerinden birçoklarının öğretmenlik hakları ellerinden alınmış, Yine birçok Uygur öğrenciler de okuldan atılmışlardı. Şimdilerde ise, “Dünya Uygur Kurultayı”nın Genel sekreterliği görevini ifa etmekte olan Doklun Eysa işte bunlardan biri idi.

Bu yüzden “Sinkiang (Doğu Türkistan)Üniversitesi”nin millî öğretmen ve öğrencileri kesintisiz olarak Çin hâkimiyetinin siyasi baskı ve gözetlemelerine maruz kalmaktadırlar. “Sinkiang (Doğu Türkistan) Gazetesi”nin verdiği habere göre, 16.04.2007 günü “Otonom Bölge (Doğu Türkistan)” başkanı İsmail Tilivaldi “Otonom Bölge (Doğu Türkistan) Komünist Partisi”nin sekreter yardımcısı Nur Bekri başkanlığındaki bir grup “Sinkiang (Doğu Türkistan) Üniversitesi”nde denetlemelerde bulunarak okul idarecileri ve öğretmenlerle görüştü. İsmail Tilivaldi Okul idarecilerine hitaben yaptığı konuşmasında “Üniversitelerde istikrar hizmetlerini sıkı tutmak gerekir. Sinkiang (Doğu Türkistan) üniversitesi vatanın birliğini ve milletler barışını korumak, millî bölücülüğe karşı durma konularında bütün Otonom Bölge(Doğu Türkistan) genelindeki üniversitelere örnek olması gerekir. Böylelikle bu okulu hükümetimiz ve partinin razı olacağı bir üniversite haline getirerek partimizin 17. dönem kurultay toplantısını karşılaması gerekir” demiştir.16.04.2007-(ETIC)

 

Göç Hikayeleri “Türkistan'dan Anadolu'ya bir uzun yürüyüş”

 

 

TRT, Balkanlardan, Kafkaslardan ve Orta Asya'dan Türkiye'ye uzak ve yakın geçmişte yaşanan göçleri, “Göç Hikâyeleri” başlığıyla ekrana taşıyor.

“Ey Altay Dağları… Benim öksüz vatanım” diye başlıyorsa bir şiir, sözcükler muhakkak vatanından ayrı düşmüş bir insanın yüreğinden kopmaktadır. O topraklar ki bağrından Türk dilinin iki büyük anıtını diken Yusuf Has Hacib ile Kaşgarlı Mahmud'u çıkartmıştır. Bir medeniyet merkezi olarak yüzyıllarca parlamıştır. Ve artık bize, büyük savaşlar ve işgallerin yaşandığı yirminci yüzyılda göç hikâyeleri anlatmaktadır. Göç Hikâyeleri belgeseli bu bölümünde; Doğu Türkistan'ın Altay bölgesinden kalkıp dünyanın en yüksek dağlarını, geçit vermez sarp vadilerini aşmış “Vatan için vatanlarından ayrılmış” Kazaklar Türklerinin göç hikâyesini anlatıyor.

Uzun tarihi boyunca Türk devletlerine ve hanlıklarına merkez olmuş Doğu Türkistan'ın Çinliler tarafından ele geçirilme teşebbüsleri 18.nci yüzyılda başlamıştı. Doğu Türkistan Halkları bu işgallere karşı direnişleriyle binlerce can verdiler belki ama, üç kez de hürriyeti tadıp bağımsızlıklarına kavuştular. 1949 yılına gelindiğinde ise Komünist Çin kuvvetleri Stalin'in de onayı ile Doğu Türkistan'a girerek bu tarihi Türk ülkesini resmen istila ettiler. Büyük göç kafilesi Ekim 1949'da gruplar halinde Hindistan'a doğru yola koyuldu. Burada bir araya gelenler, açlığın, soğuğun ve hastalıkların hüküm sürdüğü göç yollarında hayatta kalmayı başaranlardı. Ölülerini gömerek ilerledikleri bir yolun Hindistan durağına geldiklerinde 1850 kişiydiler…

Doğu Türkistan'ın liderleri İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra'nın uzun uğraşları sonucunda Türkiye'ye göçmen olarak kabul edilmeleri sağlandı. İlk kafile 12 Kasım 1952 yılında Türkiye'ye ayak bastı ve İstanbul'daki geçici ikamet merkezlerine yerleştirildi. Daha sonra çiftçi ya da esnaf olmak yolundaki tercihlerine göre Konya, Kayseri, Aksaray, Niğde ve Salihli'ye dağıldılar. Bu, ilk göç dalgasıydı. Bundan sonra da vatanından ayrılmak zorunda kalan Doğu Türkistanlıların Türkiye'ye doğru olan göçleri sürecek ve iskânlı göçmen olarak çeşitli illere yerleştirileceklerdi. İsa Yusuf Alptekin'nin deyişiyle “Türkiye dünya Türklerinin yegâne istinatgâhı” olmuştu. Biz, Salihli'ye yerleşen Kazak Türklerine konuk olduk. Kazak Türklerinin büyük bir konukseverlikle önümüze açtıkları sofrada oturduk. Hayat değişiyor, beklentiler değişiyor ve Kazak göçmenlerin İstanbul Zeytinburnu'na yönlerini çevirmeleriyle Salihli'deki Kazak nüfus yarı yarıya azalıyor. Bir anlamda, Salihli'nin Kurtuluş Mahallesi geçici iskân merkezi işlevini üstleniyor. Salihli'ye yerleşme kararının nasıl verildiğine ilişkin yapılan araştırmalar, göç önderlerinin bu kararda etkili olduğunu ortaya koymuştur. Göç önderi Hacı Ali Bey Hakim kafilesini selametle Türkiye'ye ulaştırdıktan sonra, bu kez göçle birlikte yaşanan sorunların çözümü gibi önemli bir misyonu yüklenmiş. Bugün sünnet, nişan, düğün, ölüm törenlerini imkânların elverdiği ölçüde Kazak geleneklerine göre yaşatmaya çalışan Kurtuluş Mahallesi'ndeki Kazaklar, tarihin en büyük göçlerinden birini yapmış olmanın hüznü kadar yarınlara ilişkin umudu da taşıyorlar yüreklerinde. Bugün Doğu Türkistan'da Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek ve Tatar Türklerinin toplam sayısının otuz milyon civarında olduğu tahmin ediliyor. Türkiye'de ise beş bin civarında Uygur Türkü ve yirmi bin civarında Kazak Türkü yaşıyor. Doğu Türkistanlılar bir yandan yeni menzillerinde hayatlarını sürdürürken, öte yandan anavatanlarında yaşayan kardeşlerinin yaşam mücadelesini, var olma mücadelesini de küreselleşen dünyanın gündemine sokmaya çalışıyorlar. Çileli, acılı, sancılı uzun göç yollarından sonra Türkiye'de yeniden filizlenen yaşama umudu ise Kazak Türklerinin hayat denilen zorlu serüvenine güç katıyor.

  

 

DOĞU TÜRKİSTAN HALKININ TEK HEDEFİ İSTİKLÂLDİR

 

Ulaşmak istedikleri hedefin ne olduğunu açık ve net olarak ortaya koyamayan, her çıkan rüzgârın etkisiyle sık sık yön ve karar değiştiren, tahammülsüzlük, iradesizlik, bilgisizlik ve liyakatsizlik içinde yüzen kişilerin özellikle de millî konularda inandırıcı olabilmeleri asla mümkün değildir.

Çin işgali altındaki Doğu Türkistan'ın istiklâl mücadelesi alanında yarım asrı geçkin bir süredir neden önemli bir mesafe alınamadığı ve bu ulvî davanın neden layık olduğu milletlerarası platformlara mal edilemediği düşünüldüğünde ortaya çıkan tablo oldukça düşündürücüdür.

Her aklına esenin ve eline fırsat geçirenin Doğu Türkistan davasının gidişatını ayrı bir yöne doğru çekmeye çalışması ve henüz net bir karar ve fikrin sahibi olma aşamasındaki insanların zihinlerinde karmaşa yaratması davamızın doğru istikamette ilerlemesinin önündeki en büyük engellerdendir.

“Çin Anayasasındaki özerklik haklarımızı istiyoruz”, “Doğu Türkistan'daki zenginlik kaynaklarımızdan daha fazla istifade etmek istiyoruz”, “Uyguristan'daki nükleer denemelere son verilsin”, “Mecburi kürtaj durdurulsun”, “Doğu Türkistan'a Çinli göçmen getirilmesine son verilsin” vs. gibi istekler sıralanıp gidiyor.

Çin işgali altındaki anavatanımızın ismi tarihte hep “Uyguristan” değil Doğu Türkistan (Şarki Türkistan) olarak tescillenmiştir. Büyük din âlimlerimizden olan tarihçi, edebiyatçı, askerî komutan ve millî mücahit Mehmet Emin BUĞRA Bey “Uyguristan Tarihi” değil, “Şarkî Türkistan Tarihi” (Doğu Türkistan Tarihi) adlı hacimli bir eser yazmıştır. Yazdığı bütün eserlerinde Çin işgali altındaki vatanımızın isminden “Uyguristan” değil “Doğu Türkistan” diye söz etmiştir. Merhum liderimiz ve Doğu Türkistan devlet adamı İsa Yusuf ALPTEKİN Bey, “Uyguristan Davası” değil “Doğu Türkistan Davası” adlı bir eser yazmış ve yazdığı eserlerin tamamında anavatanımızın adını “Doğu Türkistan” olarak zikretmiştir. Bu cennetmekân liderlerimiz ve geçmişteki şehitlerimizin hepside, uğruna hayatlarını verdikleri ülkemizin adına “ŞARKÎ TÜRKİSTAN” (Doğu Türkistan ) demişlerdir.

Diğer istek ve taleplerin hepsi de Çin işgalcilerinden Doğu Türkistan halkına kısmi rahatlık sağlamalarını istedikleri taleplerdir ki, bu son derece yanlıştır. Doğu Türkistan halkının topyekûn olarak tek isteği vardır ve olmalıdır. O da kayıtsız şartsız tam bağımsızlıktır.

 Ne demek “Doğu Türkistan'ın zenginlik kaynaklarından daha fazla pay verilsin” demek? Ne demek “Çinli göçmen akını durdurulsun, nükleer denemelere ve mecburi kürtaja son verilsin” demek? Çinlilerin bu istekleri yerine getirmeleri yeterli olacak mı? Çinliden ihsan beklemek Doğu Türkistan İstiklâlcilerinin talepleri olmayıp, Doğu Türkistan davasının gidişatını tökezletmek isteyenlerin talepleridir.

Doğu Türkistan'ın istiklâline kavuşması ile zaten bütün olumsuzluklar temelden halledilmiş olunacaktır. O halde Doğu Türkistan halkı için tam bağımsızlık yolunda taviz vermeksizin çalışmaktan ve mücadele etmekten başka bir yol yoktur.

Neymiş efendim? “Küresel güçlerin ve AB devletlerinin yardım ve desteklerini alabilmek için “Doğu Türkistan” ismi telaffuz edilmeyecek, istiklâl ve tam bağımsızlık talep edilmeyip, “Uygur halkının yaşam standartlarının iyileştirilmesi” istenecek… Ülkesi işgal altında olan Doğu Türkistan halkının istiklâl fikrini terk etmesini isteyen ve bu yolda telkinlerde bulunanların kim olurlarsa olsunlar iyi niyetli olduklarını düşünmek asla mümkün değildir.

Çin işgali altındaki vatanımızın tek adı DOĞU TÜRKİSTAN, Doğu Türkistan halkının tek ulaşmak istediği hedef ise, “İSTİKLÂL”dir! Başka istekleri olanların başka maksatları var demektir.18.04.2007

 

 

TÜRK DÜNYASI

 

GÜNEY AZERBAYCANLI MİLLİYETÇİ İRAN`A İADE EDİLDİ

 

Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketi Üyesi Hadi Musevi, 11 Nisan 2007 tarihinde saat 22.00 sularında Azerbaycan hâkimiyeti tarafından İran`a iade edildi. 7 Nisan günü emniyet güçlerince tutuklanan Musevi`nin, 2004 yılında Azerbaycan`a geldiği ve bu devletten sığınma hakkı istediği açıklandı. Aslen Güney Azerbaycan`ın Keleyber şehrinden olan genç milliyetçi, İran`da hakim olan rejim tarafından pan Türkist deyimiyle suçlanmış olup,  anti Türk rejim tarafından aranmaktaydı. Musevi`nin iadesinden sonra, Azerbaycan ve İran hâkimiyetlerine karşı başkaldırılar olmuş ve çeşitli gösterilerle bu vahim durum protesto edilmiştir. Bunun yanırsıra, geçtiğimiz mayıs ayındaki milli olaylardan dolayı halen Tebriz`de tutuklu bulundurulan Habib ve Hamid Pürvali kardeşlerin durumunun endişe verici olduğu açıklandı. GAHA

 

HOCALI KIYIMI İSLAM KONFERANSI  TARAFINDAN TANINDI

 

İslâm Konferansı Teşkilâtının (İKT) medenî ve sosyal meseleler kolunun Suudi Arabistan`ın Cidde şehrinde tertiplendiği toplantıda, Hocali kıyımı ile ilgili bir dizi kararlar kabul edildi. Ermeni silâhlı birliklerince katledilen Azerbaycan Türklerinin maruz kaldığı soykırımın  kütlesel kırgın olarak nitelendirildiği toplantıdan çıkan kararlar, Hocali kıyımının uluslararası seviyede tanındığı ilk hukukî ve siyasî açıklamalardır. GAHA

 

ÖĞRETMENLERE HAPİS

 

Güney Azerbaycan`ın Hemedan şehrinde yaşayan kırk beş Türk asıllı öğretmen tutuklandı. 7 Nisan günü Hemedan öğretmenler derneğinde düzenlenen toplantıda, hâkimiyetin öğretmenlere bakışı değerlendirildi. Ettealat memurlarının derslere müdahale etmesi ve maaşların azlığının eleştirildiği toplantı, hâkimiyetin memurlarınca basılmış ve kontrol altına alınan binadaki bütün öğretmenler tutuklanmıştır. Tutuklanan öğretmenlerin durumu hakkında nisan ayının sonuna gelinmiş olmasına rağmen bilgi alınamamaktadır. GAHA

                

MİLLİ HAREKETÇİNİN EŞİ TUTUKLANDI

 

Hareketin aktif üyelerinden Oktay Babayi`nin 20 yaşındaki eşi Nesrin Recebi, 11 Mart günü Tebriz`de tutuklanmıştır. Ailesinin durumu hakkında bilgi alamadığı Nesrin hanımın, hangi hapishane`de tutulduğu bile bilinmemektedir. 295 gündür cezaevinde bulunan Oktay Babayi`nin eşi Nesrin hanımdan başka , milli hareketin aktif öncüllerinden Abbas Lesanı beyin tutuklu bulunmasını protesto eden Mahmut Aslani ve Vasiginin de Erdebil hapishanesinde tutulduğu bildirildi. GAHA

 

Irak Türkmen Cephesi (ITC) Tandoğan Meydanında

Kerkük Mitingi Düzenledi

 

Mitingde, ''Musul, Kerkük Türk'tür, Türk kalacak'', ''Kerkük'e uzanan eller kırılsın'', ''Bir gece ansızın gelebiliriz'', ''Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi'' şeklinde sloganlar atıldı.

 

İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başlayan mitingde konuşan ITC Türkiye Temsilcisi Ahmet Muratlı, sözlerine, ''Biz Irak Türkleri'yiz. Anadolu'daki insanımızdan hiç farkımız yok. Dilimiz, dinimiz, örfümüz birdir'' diyerek başladı.

Irak'ın tarihi boyunca en çok mezalim gören toplulukların Irak Türkleri olduğunu ifade eden Muratlı, ''Buradan sesleniyorum. Bağdat, Bağdat duy sesimizi. Bu, Türkler'in ayak sesleridir. Biz Irak'ta örf ve adetlerimizi koruyacağız'' dedi.

-Mehteran takımının konser verdiği mitingde, Türkmen milli marşları da çalındı.

-Mitingde, ''Musul, Kerkük Türk'tür, Türk kalacak'', ''Kerkük'e uzanan eller kırılsın'', ''Bir gece ansızın gelebiliriz'', ''Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi'' şeklinde sloganlar atıldı.

-Hükümet aleyhine sloganların da olduğu mitingde, kalabalık zaman zaman tekbir getirdi.

-Mitingde, ''Hepimiz Telaferliyiz'', ''Hepimiz Kerküklüyüz'', ''Osmanlı Ruhu Geliyor'', ''AB, ABD, Kerkük Benim Meselem'', ''İsa'nın kanını içen vampir, etini yiyen yamyamlar, Irak'tan elinizi çekin'' gibi pankartlar da dikkati çekti.

-Yağış altında yapılan mitingde, çok sayıda kişinin platformda yer alması nedeniyle sıkıntılı anlar da yaşandı.

-Konya'dan yürüyerek gelen bir grubun da yer aldığı mitinge, çeşitli illerden katılan vatandaşlar, ''Havası Sert, İnsanı Mert Kaplıcalar Diyarı Haymana'dan Sevgiler'', ''Ha Burdur, ha Kerkük, Hem Türkmen, Hem Türk'' gibi pankartlar da taşıdı.

-Miting esnasında BBP ve MHP'li olduğu belirtilen iki grup arasında bir gerginlik yaşandı. Gerginliğin Ülkü Ocakları eski Genel Başkanı Alişan Satılmış tarafından yatıştırıldığı ifade edildi.

Daha sonra Ahmet Muratlı ve beraberindeki Türkmen yetkililer ile katılımcılar, Anıtkabir'i

ziyaret etti. Katılımcılar daha sonra dağıldılar. (Anadolu Ajansı)

 

Azerbaycan`da toplu mezar bulundu

 

Azerbaycan´ın kuzeydoğu kesiminde yer alan Guba yakınlarında, ilk belirlemelere göre 1918 yılında Ermeniler tarafından katledilenlerin gömülü olduğu toplu mezar bulundu.

    Milletvekilleri ve Azerbaycan Milli İlimler Akademisi üyelerinden oluşan bir heyet, kentteki futbol stadyumu yakınında bulunan arazide bulunan toplu mezarı ziyaret ederek, kazı çalışmalarını yerinde inceledi.

    İlimler Akademisi üyesi Kahraman Ağayev, toplu mezardan çıkarılan kemikler üzerinde yapılan ilk incelemeler sonucu, burada bulunanların 1918 yılında silahlı Ermeni grupları tarafından toplu olarak katledildikten sonra gömülen Azerbaycan Türklerine ait olduğunun belirlendiğini anlattı. Ağayev, aralarında kadın ve çocuklara ait iskeletlerin de yer aldığı buluntular üzerinde incelemelerin sürdürüldüğünü kaydetti.

    Yetkililer, toplu mezarın yaklaşık bir ay önce bulunduğunu, ilk araştırmaların sonuçlanmasının ardından kamuoyuna açıkla yapıldığını belirtti.

    Araştırmaların tamamlanmasından sonra olay yerine Ermeniler tarafından yapılan soykırımı anlatmak için bir anıt dikilmesinin planlandığını söyleyen milletvekilleri, konuyu BM, ABD Senatosu ve uluslararası kurumlara götüreceklerini dile getirdi.

    İnceleme ziyaretine katılan Türkiye´nin Bakü Büyükelçiliği Üçüncü Katibi Ayşe İnanç da Azeri gazetecilere yaptığı açıklamada, gördüklerinin dehşet verici olduğunu vurguladı.

    Bugüne kadar sadece küçük bir bölümünde yapılan kazıyla yaklaşık 30 kişiye ait kemikler çıkarılırken, yetkililer kazı işlemlerinin tamamlanmasından sonra bu sayının yüzlerle ifade edilme olasılığı bulunduğunu söyledi.

    Bölgedeki toplu mezarın, iki büyük çukur açılarak oluşturulduğu sanılıyor.

 

Şehit cenazesini 20 bin kişi kaldırdı

 

Lalapaşa Camisi'nde kılınan cenaze namazına, Erzurum Valisi Celalettin Güvenç, Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Küçükler, 9. Kolordu Komutanı Korgeneral Nejat Bek, Jandarma Bölge Komutanı Tümgeneral Halil Helvacıoğlu, 4. Zırhlı Tugay Komutanı Tümgeneral Ahmet Baki Erdoğan, İl Emniyet Müdürü Kamil Çolak ve diğer yetkililer ile çok sayıda

vatandaş katıldı.

Cenaze namazı öncesi konuşan Tankçı Albay İsmail Hakkı Haydar, şehit uzman çavuş Hakan Han'a seslenerek, ''Canını, vatan, millet ve bayrak uğruna seve seve feda eden aziz şehidimiz. Yerinde rahat uyu. Silah arkadaşların olarak bizler de gerektiğinde canımızı seve seve feda edeceğiz'' dedi. 1.Sayfadan Devam- Cenaze namazını kıldıran İl Müftüsü Ahmet Aslantürk ise, ''Hepimiz gerektiğinde bu vatanın korunması için canımızı seve seve vermeye hazırız. Ne mutlu o ana, babaya ki şehitlik şerbetini içmiş bir evlada sahipler'' diye konuştu.

Daha sonra Han'ın cenazesi kılınan cenaze namazının ardından, Lalapaşa Camisi'nden, Havuzbaşı'ndaki Atatürk Anıtı önüne kadar taşındı. Binlerce vatandaşın katıldığı yürüyüş sırasında, ''Şehitler ölmez, vatan bölünmez'', ''Bayrağa uzanan eller kırılsın'' ve ''Kahrolsun PKK'' sloganları atıldı. Ardından, Han'ın cenazesi, ailesinin isteği doğrultusunda, Erzurum'a 15 kilometre uzaklıktaki Tepeköy Mezarlığı'na götürüldü.

Defin sırasında, Han'ın babası İsmail Han ve kardeşleri Hasan ve Hüseyin ile diğer akrabalarının gözyaşlarını tutamadıkları ve sık sık tabuta sarılarak ağladıkları görüldü. Jandarma Komutanlığının Bitlis'e 20 kilometre uzaklıktaki Çeltikli kırsalında yaptığı arazi arama faaliyetlerine katılan askerlerden Asteğmen Sertaç Uzun ile uzman çavuş Hakan Han, terör örgütü PKK üyelerince araziye döşenen mayının patlaması sonucu şehit olmuş, 1 asker de yaralanmıştı.

 

'Çin Olimpiyatları kullanıyor'

 

Uluslararası Af Örgütü - Amnesty International, Çin'in 2008 Olimpiyat Oyunları'nı muhalif sesleri bastırmak için bir araç olarak kullandığını öne sürdü.

Pekin, insan hakları sicilini iyileştireceği vaadinde bulunmuştu.

Örgüt tarafından yayımlanan raporda, 2008 Olimpiyat Oyunları'nın "insan hakları savunucuları, savunma avukatları ve insan hakları ihlalleri hakkında diğerlerini bilgilendirmeye çalışan kişilerin seslerini bastırmak için bir araç olarak kullanıldığı" ifade edildi. Raporda, idam cezası konusunda yapılan bazı reformlar ve yabancı gazetecilere daha fazla özgürlük tanınması memnuniyetle karşılanırken; Çin'in kişileri yargı önüne çıkarmaksızın dört yıla kadar gözaltında tutma ve medya ile interneti sıkı kontrol altında bulundurma politikaları eleştirildi.

Af Örgütü, Çin'in Olimpiyat Oyunları öncesinde insan hakları sicilini iyileştireceği yönündeki vaatlerini yerine getirmediğini savundu.

Örgüt, Uluslararası Olimpiyat Komitesi'ne Çinli yetkililerle görüşmelerinde insan hakları konusunu ele almaları çağrısında bulundu. Ancak komite kendilerinin bir spor kurumu olduklarını ve siyasi bir rolleri olmadığını ifade etti.

Çinli yetkililer henüz örgütün raporuyla ilgili bir açıklamada bulunmadı.

Geçmişte Çin Af Örgütü'nün raporlarını yalanlamış, Olimpiyat Oyunları'na başvurusunu yaptığı sırada insan hakları konusunda verdikleri tüm vaadleri yerine getirdiklerini söylemişti. Pekin, 2001 yılında Olimpiyat Oyunları için adaylığını koyduğunda oyunların Çin'de insan haklarının gelişimini teşvik edeceğini söylemişti. BBC

 

Altay Şehrinden Başka Memleketlere Sürülen

 “işgücü Fazlası” Kişilerin Sayısı 3500'e Ulaştı

 

Doğu Türkistan'da sadece Uygurlar değil Kazak, Kırgız, Tacik gibi Türk boylarından insanlar da müstemlekecilerin asimile ederek yok edeceği hedeflerdendir.

Bu gün Çin hâkimiyeti, Uygurlarla beraber Kazak'ları da “işgücü fazlası” adı altında kendi memleketlerini terk ederek başka memleketlere ve hatta Çin'in içeri bölgelerine giderek ırgatlık yapmaya zorlamaktadır.

Mesel, “Sinkiang (Doğu Türkistan) Gazetesi”nin 30.04.2007 tarihinde verdiği habere göre 2007 yılının girişi ile beraber Altay vilayeti Komünist Partisi ve halk hükümeti, “İşgücü fazlası” kişileri başka memleketlere yöneltme işlerini sıkı tutmuş, netice olarak şimdiye kadar Altay vilayeti genelinde başka memleketlere gönderilen yerli halkın sayısı 3500'e ulaşmıştır.(ETIC)

 

Bingtuen Hapishanesindeki Doğu Türkistanlı Tutuklu

 

Doğu Türkistan'da kendi başına bağımsız bir hanedanlık oluşturan Bingtuen bünyesindeki hapishanelerde çok sayıda Doğu Türkistanlı tutuklu olarak yatmakta olduğu herkesçe bilinmektedir.

Özellikle de 1997 yılındaki “5 Şubat” Gulca olayları sırasında tutuklanan Doğu Türkistanlı gençlerin çoğu Bingtuen bünyesindeki hapishanelere hapsedilmiş olup onlar bu hapishanelerde Bingtuen polislerinin şiddetli işkencelerine maruz kalmaktadırlar.

Dolayısıyla onlar hapishane yaşamlarında anne-baba ve çoluk-çocukları ile de görüşme hakkından mahrum bırakımışlardı.

Fakat Çin hükümeti yerli mahpusların Bingtuen hapishanelerine hapsedildiklerini başından sonuna kadar inkâr ede gelmişlerdi. Bingtuen hapishanelerinde sadece Bingtuen sınırları içerisindeki suçluların hapsedildikleri ileri sürülmekteydi.

Bu yakınlarda “İli Gazetesi”nde yayınlanan bir resimli haber, Çin hâkimiyetinin sahtekârlığını açığa vurmaktadır.

Söz konusu haberin içeriğine göre, 27.03.2007 tarihinde Bingtuan'ın İli'de yerleşik 4. Tümen yargı mahkemesinin yargıçları “Korgas toprak reformu hapishanesi”ne gelerek bu hapishanede yatmakta olan Turgan Cuma isimli mahpusa yönelik yasa propagandası yapmışlardır. (ETIC)

 

Doğu Türkistan'ın Köylerinde Çin'ce Öğretim

 

Çin hâkimiyeti, Doğu Türkistan'ın milli eğitimini Çinlileştirme adımlarını hızlandırmak için Uygurların yoğun olarak yerleşik bulundukları güney bölgelerin köy ve mezralarındaki “Çift dilli Kurslar” olarak adlandırılan Çince kursların sayısını oldukça arttırmaktadır.

Günümüzde Doğu Türkistan'daki ilköğretim okullarında tesis edilen “Çift dilde eğitim” sınıflarının umumi sayısı 5000'e, buralarda okumakta olan öğrencilerin sayısı ise, 150 bine ulaşmış bulunuyor. Çin hükümeti 2010 yılına kadar “Çift dilde eğitim” sınıflarında öğrenim gören öğrencilerin sayısını 258 bine ulaştırmayı plânlamaktadır.

Çin hükümeti ilköğretim okullarındaki “Çift dilde eğitim sınıfları”na uyumlu halde, gelecek 5 yıl içerisinde doğu Türkistan'ın Uygurların yoğun olarak yerleşik bulundukları Aksu, Kaşgar, Atuş ve Hoten bölgelerindeki 56 nahiyede 430 milyon yuan yatırım yaparak, Doğu Türkistanlı çocuklar için 1000'den fazla Çince Kurs açarak faliyete geçirmeye çalışmaktadır. (ETIC)

 

Bir Uygur Cambazı Daha Guinnes Rekoruna Hazırlanıyor

 

Doğu Türkistan'dan gelen cambaz Askar, Çin'in Hinen Bölgesi Chiyüen Wangwu manzara Bölgesinde bulunan iki tepe arasına gerilen halat üzerinde maharetlerini sergiledi. Halatın uzunluğunun 700 metre, yerden yüksekliğinin ise 200 metre olduğu söyleniyor.

Şinhua Haber Ajansının 18 Nisan 2007 tarihinde verdiği haberlere göre Askar gerilen halat üzerinde hızlı koşma ve yere inmeksizin 40 günü halat üzerinde geçirmek gibi iki türde Guinnes rekoru kırma girişimini başlatmış bulunuyor.

Anlatılanlardan onun moralinin oldukça yüksek olduğu, netice almaya da inancının tam olduğu öğrenildi. O, 1700 metrelik mesafeyi 17 dakika içerisinde tamamlamış ve halat üzerinde zorluk derecesi oldukça yüksek olan her türlü hareketleri yaparak orada bulunan seyircileri hayretler içinde bırakmıştır. 20.04.2007.(RFA-Cuma)

 

TANRI DAĞLARI

 

Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz;

Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağı'na.

Halbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin

Degişilir topu da bir sokak kaltağına.

YOLLARIN SONU-H.Nihal ATSIZ

 

Ulu Tanrı! Kür Şad`ın yenilmeyen ruhunu

Yüce Tanrı Dağında biraz daha barındır!

Geleceğiz yakında! Yarın bütün oralar

Demir bileklerdeki çelik kılıçlarındır.

Yakarış-1   H.Nihal ATSIZ

 

 

Tanrı Dağları denilince ilk akla gelen, Türklerin ezeli mekânı ve Türk milletinin sırtını dayayarak arkasından gelebilecek düşmanın kalleş saldırılarından korunduğu ve onun koynundan akıp gelen ana sütü gibi tılsımlı ve tertemiz berrak sularından içerek iradesini çelikleştirdiği, gölgesinde hayat bularak orta Asya bozkırlarından dünyaya yayıldığı, azametli, Türk milletinin başı dik ve mağrur duruşunu simgeleyen bir dağ silsilesidir…

Yarım asra yakın devam eden hükümdarlığı sırasında kendi soyundan boy ve toplulukları tek bayrak altında toplamayı başarıp, Asya'da irili ufaklı yirmi altı devletin ulu Hakanı olan Mete'nin ve ondan sonra gelen torunlarının da mekanıdır Tanrı Dağları ve etekleri.. Çin gibi büyük ve tehlikeli bir güce dahi baş eğdirip, devletin sınırlarını Kuzeyde Sibirya, Batıda Ural dağları, Hazar denizi, güneyde Himalaya ve Doğuda Büyük Okyanusa kadar uzanan Hun devletinin temellerinin atıldığı yerdir Tanrı Dağları ve civarı..

Bu sebeplerle Tanrı Dağları Türk tarihi boyunca nice destanlara konu olmuştur… Hemen, hemen Orta Asya bölgesinde Tanrı Dağlarının kutsiyetine inanmayan hiç kimse yok gibidir… Dolayısıyla, Tanrı Dağlarının Türk milleti için taşıdığı değeri, içerdiği manevi anlamı gelecek kuşaklara anlatmanın her Türk ferdi için milli bir vazife olduğuna inananlardanım…

Tanrı Dağları Orta Asya'nın en büyük dağ sistemlerinden birini oluşturur. Batı ve güney-batıdan doğu- kuzeydoğu istikametinde 2,500 km.' ye kadar uzanan bu dağ silsilesi doğu ve batı ucunda yaklaşık 500 km genişliğine ulaşırken orta kısımlarında 350 km'ye kadar daralır. Tanrı Dağları bugünkü siyasi coğrafya dikkate alındığında, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Doğu Türkistan'ın merkezi kısımlarına kadar yayılır. Bu azametli dağlar kuzeyde Çungar ve güneyde Kazakistan düzlükleri, güneydoğuda Tarım havzası, güneybatıda Hisar ve Altay Sıradağları ile sınırlanır. Hisar vadileri Tanrı Dağlarını Pamir Dağlarından ayırır. Tanrı Dağları kuzeybatıya doğru Kazakistan düzlükleri içerisinde yükselen Çu-ıli ve Karatay Sıradağlarını da içine alır. Bu sınırlar içerisinde Tanrı Dağlarının yaklaşık 1.000.000 km. karelik alanı kapladığı da bilinmektedir.

Tanrı Dağlarının en yüksek noktası ise, 7439 m. yükseklikte olup, bu dağın en önemli bölümleri Doğu Türkistan'ın coğrafi sınırları içerisinde yer almaktadır.

Orta Asya bölgesi genel görünüm itibariyle sıradağlar, vadiler çöküntü havzalarıyla dikkat çekmektedir. En derin çukur Tanrı Dağlarının doğusunda yer alan ve Doğu Türkistan'ın meyveleri ile en ünlü vilayeti olan Turfan'dır. Bura deniz seviyesinden 154 m. daha aşağıda olup, Asya'nın en çukur bölgesidir.

Tanrı Dağlarının Kazakistan'daki en kuzey bölgesi Çungar Aladağları (4,622 m.) ile sınırlanır. Bu dağlar buzulları ile karakteristik bir yapıya sahiptir..