|
Çin'den Türkiye'ye Ahlaksız Tehdit
Türklerin tarihi düşmanı olan Çinliler, şimdilerde her ne kadar Türklere yakın gözükseler de hep içlerindeki kini ve nefreti gizlemişlerdir. Bunun en basit örneğini, 1 hafta kadar önce çıkan bir haber. ABD'nin önde gelen muhafazakâr düşünce kuruluşlarından The Heritage Foundation tarafından
yayınlanan, Çin'in Ortadoğu çıkarlarına ilişkin bir değerlendirmede ilgin, ilginç olduğu kadarda düşündürücü iddialar yer alıyor.
Haber'de Çin'in Kuzey Irak petrolleri ile yakından ilgilendiği ve Türkiye'ye Müslüman Uygur Türklerine destek vermemesini aksi takdirde Kürtleri destekleyecekleri tehdidinde bulunuyor. İşte kalleş Çinlilerden bir ahlaksız tehdit daha. Kuzey Irak petrolleri ile ilgilenmesi hususu çok yerinde bir tespit. Çünkü bu doymak bilmeyen yayılmacı ve işgalci Çinliler nerede bir
enerji kaynağı var hemen oraya üşüşüyorlar. İstiklâl Gazetemizin geçen sayısında Çin'in Azerbaycan'daki eski petrol kuyularına bile göz diktiklerini ve girişimlerde bulunduklarını yazmıştık. Kuzey Irak'la ilgilenen Çin'in PKK'yı desteklemediğini kimse iddia edemez. Irak'ta ki istikrarsız ortamdan faydalanarak Kürtlerin denetiminde olan Kuzey Irak'a gelen Çinliler buradaki petrole göz dikecek ama Kürtlere destek vermeyecek. Türkiye, Mesut Yılmaz Başbakanlığı döneminde Çin tarafından yapılan bir blöfe kurban gitti ve füze
teknlojisi vaadinde bulunan Çin'e şirin gözükmek için Mesut Yılmaz tarafından utanç genelgesi yayınlandı. Yayınlanan genelgeyle Doğu Türkistanlı Türklerin kendi bayrakları olan Gökbayrak'ın toplantılarda asılması yasaklandı. Bakan ve milletvekillerinin Doğu Türkistanlıların toplantılarına katılmaları da engellendi. Bu tarih 1997'dir.
Bunun yanında yukarda da belirttiğim gibi Çinliler PKK'ya zaten destek veriyorlar. Çin'de ki birçok basın yayın organı resmen Türkiye'de ki bölücülüğe destek veren yazılar, makaleler ve kitaplar yayınlıyor. Medyanın yazdığı Çin hükümetinin yazması anlamına geliyor. Çünkü Çin'de hükümetin istemediği hiçbir şey medyada yayınlanamaz da ondan. Wang Zhijuan adında bir
Çinli yazar “Kürt Milletinin Dramı Ne Zaman Bitecektir?” konulu bir yazı yazmıştır. “Minzu Yicong” (Etniklerle ilgili Tercüme Eserler Dergisi) adlı dergide “Kürtlerin Acı Durumu” (1984)
Çinliler Kıbrıs konusunda da taraflarını Rumlardan yana belli etmişlerdir. Dönemin Çin Devlet Başkanı katil Jiang Zemin'e Kıbrıs konusunda görüş soran gazeteciler şu cevabı almışlardı “Birleşmiş Milletler kararlarına göre hareket edilmelidir. Tek Kıbrıs'tan yanayız... BM Güvenlik konseyinin Kıbrıs sorunu ile ilgili kararının mutlaka uygulanmasından yanayız.” 15-17
Ocak 1991'de Çin devlet başkan yardımcısı ve Çin Merkezi Askeri Komite Başkan Yardımcısı Hujintao Güney Kıbrıs Rum kesimini ziyaret ederek “Sizin yanınızdayız” mesajı vermiştir. Geçen ay Rum kesimi ile Çin hükümeti arasında bir dizi anlaşma da yapıldı. Bu saydıklarım sonrasında Çin'in aldatma ve kandırma politikalarına Türk Yetkililerin alet olmaması gerekir. Varyag
uçak gemisi konusunda söyledikleri her yıl 1 milyon Çinli turist yalanı olsun. Füze teknolojisi konusu olsun. Çin malları konusu olsun Çinliler Türklere karşı samimî değildir ve hiçbir zaman olmayacaktır. Son olarak atamız Bilge Kağan'ın binlerce yıl önce Türklerin Çinlilere karşı dikkatli olmaları gerektiği konusundaki sözlerini bir kez daha okuyalım:
“Çinlilerin altınına, gümüşüne, ipeğine, tatlı sözüne, değerli hediyesine kapılmadım. Bunlara kapılan ne kadar Türk'ün can verdiğini, Çin boyunduruğuna düştüğünü unutmadım. Tanrı yardım etti, Türk Hakanı oldum. Dağılmış ulusumu bir araya topladım. Fakir ulusumu zengin ettim. Azalmış ulusumu çoğalttım. Atalarım Bumin Kağan'a, İstemi Kağan'a layık bir oğul olmaya çalıştım.
Atalarım Türk yurdunu öyle sıkı tuttular, öyle bilgelikle, öyle güzel törelerle yönettiler ki, Türk ulusu mutlu oldu. Onların ölümlerine candan ağladı. Atalarıma tabi olan bütün yabancı uluslar, Çinliler, Tibetliler, Moğollar bile onların çağında yaşadıkları mutlu hayatı unutmadılar. Atalarım o kadar ünlü hakanlardı. Sonradan bilgisiz ve kötü hakanlar Ulu Türk tahtına oturdular. Onların kötü idaresi ve Çinlilerin hileleri yüzünden Türk ulusu zengin
ülkelerini kaybetti. Türk Hakanlarının cihanı tutan ünleri geçmişe karıştı.”
Zengin Ülke Doğu Türkistan Türk Dünyasının ayrılmaz bir parçası olduğundan her zaman bahsettiğim ve Doğu Türkistansız bir Türk Dünyası düşünülemez sözlerinin ne kadar haklı olduğunu ifade ederek
yazıma başlamak istiyorum. Neden yazımın başlığı zengin ülke doğu Türkistan? Çünkü yeraltı ve yer üstü kaynakları açısından Türklerin yaşadığı coğrafyada doğu Türkistan kadar zengin bir ülke yok. Allahu tealanın bir nimeti olarak doğal gazdan tutunda petrole, altından tutunda uranyuma kadar aklınıza gelecek madenlerin hepsi 1 milyon 828 bin 418 km2 alan içinde mevcut. Hal böyle olunca açlıktan insan eti yiyen Çinlilerin doymak bilmeyen karınları ve giderilemeyen enerji ihtiyaçları da benim ülkem olan Doğu Türkistan'ı sömürerek karşılanmaya
çalışılıyor.
Taklamakan çölünde petrol bulan Çin hükümeti, dev tesisler kurarak buradaki petrolü kendi ülkesi olan kıta Çin'e taşımakta. Geçtiğimiz günlerde yaptığım bir araştırmada ve İstiklal Gazetemizin bu sayısında da geniş bir şekilde bulabileceğiniz haberlere göre Çinliler, işgal ettikleri ve sömürge haline getirdikleri Doğu Türkistan'ı kömür ve petrol üssüne dönüştürmek istiyorlar. Yeni bulunan kömür madenleri Çinli işadamlarının ilgisini çekmiş olacak ki büyük yatırımlar yapacaklarından bahsediliyor. Bu ne anlama geliyor? Bunun anlamı gayet ortada. Bütün dünyanın gözünün içine baka baka zulüm ve zorbalıkla işgal ettiği Türk topraklarını her geçen gün
sahiplenen Çin, buradaki hâkimiyetini güçlendirerek Müslüman Doğu Türkistan halkını tarih sahnesinden silmeye çalışıyor. Bugün yatırım yapacağı safsatası ile gelenler yarın arkalarından getirecekleri on binlerce hatta milyonlarca Çinliyle temiz ve şehitler diyarı Doğu Türkistan'ı kirletecekler. Türklerin öz kaynakları olan bu madenlerden Türklere hiçbir yarar sağlattırmayan Çinliler, kendi vatanlarında doğu Türkistanlıları sefil ve yoksul bir hayata mahkûm ediyor.
Kendi hakları olan zenginliklerini kullanamayan Türkleri silâh zoru ile birer köle gibi madenlerde çalıştıran Çinlilerden yaptıklarının hesabı mutlaka sorulacaktır. Ancak şu bir gerçek ki Türkiyemiz ve diğer kardeş ülkelerimizin Doğu Türkistan'a olan kayıtsızlığı ve uzak duruşu. Atatürk'ün Türk Cumhuriyetlerine ve Doğu Türkistan'a olan ilgisi tarih bilgisi olanlar tarafından bilinir. Rahmetli Alparslan Türkeş'inde en öncelikli konuları arasında olan Doğu Türkistan ne yazık ki bugün siyasi menfaatler uğruna görmezden
geliniyor. Ama şuna eminim ki bir gün gerçek Türk Milliyetçileri çıkarak büyük Turan ülküsünü gerçekleştirme adına yapacakları çalışmalarda Doğu Türkistan'ı da hak ettiği yere taşıyacaklardır.
Bizler bunun için hazırız.
Ya Hür Bir Millet Olarak Yaşayalım Yada Ölelim
17. Erciyes Zafer Kurultayı yapıldı. Yüz binlerce Türk Milliyetçisi Erciyes'e akın etti. Çok güzel bir manzaraydı. Bu organizasyon hem Kayseri açısın dan da son derece önemli. Kayseri'nin tanıtımı dünyanın birçok yerinden gelen kişilere bu şekilde yapılmış oluyor.
Kurultay alanında ki binlerce çadırın arasında en ilgi çekeni ise Türk Dünyası ve Doğu Türkistan üzerine yayın yapan “İstiklâl Gazetesi”nin çadırıydı. Neden mi? Çünkü çadır içerisinde işgalci Çin mezaliminin Müslüman Türklere uyguladığı ve kimsenin aklına bile gelmeyecek işkence yöntemleri sergileniyordu da ondan. Doğu Türkistan'da yapılan Türk soykırımı bu şekilde anlatılmak isteniyordu. Türklüğü de bir kenara bırakın insan olup ta o resimleri gören bir kişi Çin'e lanet okumadan edemez.
1949 yılında işgal edilen Doğu Türkistan'daki bağımsızlık isteyen Müslüman Türkler, Çin asker ve polislerinin tutuklamaları sonucu ortadan kayboluyordu. İşte bu resimler onların neden ortadan kaybolduğunun belgeleri niteliğinde vesikalardır. Tırnak aralarına çivi çakılması, karnından sokulan hortumun omuz bölgesinden çıkartılarak kanın bu şekilde boşaltılması, burnuna toz biber doldurulması, göz kapaklarının bantlanarak gözün önüne çöp kıstırılması, vücudun iplerle sıkıca bağlanarak kanın vücutta dolaşımının engellenmesi
gibi yüzlerce işkencelere maruz kalan Türkler bu işkenceler yüzünden şehit oluyorlar.
İstiklâl Gazetesinin çadırını ziyaret eden binlerce kişi gözyaşlarını tutamazken, Doğu Türkistan'ın bağımsızlığı için ellerinden gelen desteği vermeye hazır olduklarını ifade ettiler. Allah(cc) onlardan razı olsun.
Halkımız duyarlı peki ya Yöneticilerimiz ne durumda. Doğu Türkistan sadece seçim zamanlarında hatırlanan ve muhalefetteyken adı ağza alınan bir ülke olmamalıdır. İktidar olduktan sonrada hatırlanan ve destek olunan terörist Çin hükümeti nezdinde girişimlerde bulunulan bir konu olmadır.
Ama ne yazık ki böyle değil. Şuan İsrail zulmü altında ki Filistin ve Lübnan gündemde nedeni ise basın yayın organlarının hemen hemen hepsinin her gün oradaki zulümlerle ilgili haberler vermesi. Ancak şu bir gerçek ki Doğu Türkistan'da da her gün aynı şeyler yaşanıyor. Hatta orada daha fazlası yaşanıyor ama bundan kimsenin haberi yok. Olanlarda göz ardı etme yolunu seçiyorlar. Ama bizler biliyoruz ki Doğu Türkistan mutlaka bağımsızlığına kavuşacaktır. Bu bizim tek amacımızdır. Bağımsızlığın dışında hiçbir yönetim şeklini
kabul etmiyoruz.
Yani “ Ya Hür Bir Millet Olarak Yaşayalım Ya da Ölelim”
Çarpıtılan Türk
Tarihi karşısında Tarih Kurumunun tutumu
Doğu Türkistan tarihi hakkında son aylarda bazı haberler yaptık.
Yaptığımız haberlerde İşgalci Çin Hükûmeti’nin tarihi çarpıtma kararı
ile ilgili bilgiler verdik.
***
Çin’in bu girişiminin altında yatan sebepler çok farklı. Tarihten gelen
Türk düşmanlığı ile hareket eden Çinli’ler, Doğu Türkistan tarihini
yeniden yazmaya karar verdiler. Bunu yaparken de sözde tarihçilerden bir
kurul oluşturdular. Nisan ayı itibarîyle de çalışmalara başlandı.
***
Doğu Türkistan tarihini çarpıtmak demek, Türk tarihinin başlangıcını
çarpıtmak demektir. Ancak bunu anlayan kim?
“Aman canım. Çinli’ler Doğu Türkistan tarihini yeniden yazıyormuş.
Yazsınlar ne olacak” diyenler bir yana gerçekten bu işin vahametini
anlayarak bir şeyler yapma arzusunda olanlar başka bir yana.
***
Türkiye’de Türk Tarih Kurumu diye bir kurum var. Dikkat edin Türk Tarih
Kurumu, Yani Türkiye Tarih Kurumu değil. Bu kurum isminden de
anlaşılacağı üzere Türk Tarihi ile ilgili çalışmalar yapan bir kurum.
Peki, Doğu Türkistan bir Türk toprağı değil midir?
Orada yaşayanlar Türk değil midir? Onların tarihi Türk Tarihi değil
midir. Peki neden Türk Tarih Kurumu Çinlilerin bu sinsice planı ile
ilgili çalışma yapmıyor?
***
Bakınız bu Kurumun bir girişimde bulunmayışını yada bulunamayışını Kurum
Başkanı olan Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu nasıl cevaplandırdı?
Halaçoğlu’nun cevabı aynen şöyle: “Türk Tarih Kurumunda bir ordu
çalışıyor zannetmeyin. Orada çalışan insanlar 3 kişi. Bu üç kişi şuan
bir çok çalışmayla uğraşıyor. Şu an bizim bu konuda bir girişim yapmamız
mümkün değil”
Sayın Halaçoğlu, değerli bir tarihçimiz. Ermeni Soykırımı iddialarına
belgelerle cevap veren ve “Ermeni Soykırımı falan yok” dediği için
İsviçre Savcılığı tarafından hakkında soruşturma açılmış bir kişi.
Ama, Halaçoğlu’nun gerçeklerle dolu bu itirafı çok acı verici. Dünya
üzerinde yaşayan ve her seferinde 5 bin yıllık olduğu ile övündüğümüz
tarihimiz göz göre göre Çinli’ler tarafından kendi istedikleri şekilde
yeniden yazılacak. Belki yazılacak olan bu kitapta Göktürkler, Uygurlar,
Hunlar’dan bahsedilmeyecek. Belki de en kötü yakıştırmalarla anılacak.
Belki atalarımız olan Bilge Kağan, Kül Teğin birer barbar olarak
gösterilecek.
***
Doğu Türkistan’da kurulan ilk Müslüman Türk Devleti olan Karahanlı
Devleti, Uygur İmparatorluğu, Osmanlı Padişahı Sultan Abdulaziz’e biat
ettiğini beyan eden Bedevlet Yakuphan yada yakın tarihimizde kurulan
Doğu Türkistan Cumhuriyetinden hiç bahsetmeyecek.
Bütün bunlar olabilecek ve hatta olması kuvvetlice muhtemel hadiseler.
Çin Hükûmeti Doğu Türkistan tarihini yazmayı bitirdikten sonra Türk
Tarihçileri uğraşıp duracak. “Yok o tarih yanlış yazılmış doğrusu buydu.
Yada “Onun aslı böyleydi” diye konuşacaklar ama iş işten geçmiş olacak.
Biz diyoruz ki “Çinli yetkililer bu işe henüz yeni başladı. Daha yolun
başındalar. Gelin bu işi gündeme taşıyalım, Çin hükûmetine baskı
uygulayalım”
***
Türk Tarih Kurumu tavrını belli etti.
Bari diğer Tarihçilerimiz, sivil toplum örgütlerimiz yada
Milletvekillerimiz bu işe sahip çıkmalı. Çin’in hain emeline ulaşmasına
izin vermemeli yada en azından tüm dünyayı bu konu hakkında bilgi sahibi
yapmalıyız.
***
Türk olduğundan bahsedemeyen insanların bu gibi girişimlere cevap
verecek bir pozisyonu da olmaz diye düşünüyorum. Ne dersiniz?
Kutlu davanın gençliği nereye koşuyor?
Kutlu bir davanın evlatları olan bizler şimdi ne yapıyoruz? 40 milyon
vatan evladımız zulüm altında
inlerken biz Doğu Türkistan gençliği ne haldeyiz?
Bu soruları bütün Doğu Türkistanlı gençler kendilerine sormalı ve kendi
benliklerine iyice yerleştirmelidir.
Bizim bir amacımız olduğunu ve bu amaç doğrultusunda bir yaşam
sergilememiz gerektiğini herkesin bilemesi gerekir.
***
Yapılan toplantılarda, davamızı anlatan büyüklerimizin söylemlerine
bakıldığı zaman Doğu Türkistan gençliği bu davayı yalnız ve sahipsiz
bırakmayacakmış. Peki ama nasıl?
Davaya hizmet için parmağını dahi kıpırdatmayan bir gençlik nasıl olurda
bu davaya sahip çıkabilir. Kendi kültür ve dilinden haberi olmayan bir
gençlik nasıl kutlu bir davanın geleceğini oluşturabilir.
Vatanında yaşanan, olup biten hadiselerden bir haber her şeyi toz pembe
gören bir gençlik nasıl olurda dünyanın en büyük ordusuna ve ekonomisine
sahip olduğu iddia edilen Çin ile başa çıkabilir?
***
Doğu Türkistan'da yaşayan 40 milyon hemşerisinin sesini Dünya'ya
duyurmak için sadece nerelisin sorusuna " Doğu Türkistanlı'yım"
cevabının yeterli olmadığını bilmek gerekir artık.
Dava gençliği dediğin modayı takip edip, son çıkan şarkıları dinlemekte
değildir. Yada geleceğe dair planlar kurup onun etrafında dönmekte
değildir.
***
Yada dünyanın kendi etrafımızda döndüğünü zannetmekte değildir.
Hani derler ya dava insanı kandan, irinden deryaları geçmeyi bilmelidir
diye çok doğru. Bir davaya gönül vermiş olan insan her türlü zorluk
karşısında mücadele etmeyi bilmelidir.
Doğu Türkistan bizim Gül Bahçemiz ise biz o behçeye ulaşmak için dikenli
yollardan yürümeyi bilmeliyiz.
Küçük bir diken gördüğümüz zaman yolunu değiştirenlerle bizim bir işimiz
yok.
Davamızın da bu tür insanlara ihtiyacı yok.
Dava insanı dediğin ben merkezli bir yapıdan kurtulmalı ki nefsinin
bulaştığı işlerde başarıya ulaşılamayacağının bilincinde olmalıdır.
***
Biz bu davaya dinlenmemek üzere yola çıkmalıyız ki asla yorulmamalıyız.
Aman bana ne benden bu kadar artık başkaları yapsın zihniyetinden
kurtulmalı ve üzerimizdeki ölü toprağını artık atmalıyız. Bu davanın
çalışkan ve üreten insanlara ihtiyacı var. Boş hayaller peşinde koşan ve
gerçekçi olmayan duygularla hareket etmeye çalışan ve davasına hizmet
ettiğini sanan kişiler bize her zaman zarar vermiştir.
***
Bir Uygur atasözü der ki " Chachılghan qüch, qüch emes, yighilghan qüch
az emes, aciz emes" Yani dağılan güç güç değil, birleşen güç ise az
değil aciz değil. Çok doğru bir söz. Güçlerimizi dağıtmamamız lazım.
Doğu Türkistan davasını yapmaya gönül vermiş bir kişi ilk önce kendisini
yetiştirmelidir.
***
Hem dil, hem kültür, hem de bilgi açısından kendisini öyle bir
yetiştirmelidir ki bir soru karşısında susup kalmamalı, yada bir
toplantıda kağıt metine bakmadan saatlerce konuşabilmelidir. Hemşerileri
ile iletişim konusunda da sıkıntı çekmemesi için Anadilini bilmesi
lazımdır.
***
Bu yüzden önce kendimizi yetiştirme çabası içine girmeliyiz ve davamızın
geleceği için aktif bir şekilde çalışmalıyız. Doğu Türkistan gençliği
olarak artık kendimize gelmeyiz.
Atamız Bumin Kağan'ın dediği gibi
" Ey Türk Titre ve Kendine Dön"
Türk Dünyası’nın Lideri Olmak İçin
Dünyanın bir çok
yerinde Müslümanlar yaşıyor. Hepsinin durumunun iyi olduğunu söylemekte
imkansız. Özellikle son yarım asırdır İslâm dünyası oldukça sıkıntı
çekiyor. Doğu Türkistan, Çeçenistan, Filistin, Afganistan ve son olarak
da Irak. Bu ülkelerde yaşayan Müslümanlar tarihin gördüğü en şiddetli
zulümlere maruz kaldılar ve hala kalmaya devam ediyor.
Doğu Türkistan 1949 yılında Komünist Çin Devleti tarafından işgal
edildiğinden beri akla hayale gelmeyecek şekilde eziyet ve zulüm gördü.
Milyonlarca Müslüman bin bir türlü işkencelere maruz kalarak şehit
edildi. Camiler yıkıldı yada hayvan barınaklarına çevrildi. Din adamları
sistemli bir şekilde ateistliği öğretmeye zorlandı. Müslüman kadınlar
karınlarındaki bebekleri ile birlikte hunharca katledildi. Çin
Hükûmetinden adeta köle muamelesi gören Doğu Türkistan halkını yok
etmek, Müslüman Türklerin sayısını azaltmak için işgal hükûmeti
milyonlarca dolar fon ayırdı. Nükleer deneme alanı olarak kullanılan
güzel Doğu Türkistan coğrafyası adeta radyasyonlu bir bölge haline
getirildi. Bu radyasyon nedeni ile sakat doğan ve ölenlere her gün
yüzlercesi ekleniyor.
Yıllarca bağımsızlık için mücadele edenlerde şehit edilerek cesetleri
sokaklarda halkı korkutmak için gezdirildi.
Çeçenistan’da da durum pek farklı değildi. Küçük bir ülke olan
Çeçenistan’da Rus mezalimi bitmek bilmedi. Binlerce Rus askeri adeta
Çeçenistan’ı kan gölüne çevirdi. Geçtiğimiz haftalarda açıklanan bir
raporda Çeçenistan’da son 10 yıl içinde yüzbinlerce Müslüman’ın
katledildiği ortaya çıktı. Bu zulümden kaçan binlerce Çeçen ise
sınırlarda açlık içinde kamplarda yaşamaya mahkum oldu.
Filistin ise kanayan bir yara olmaya devam ediyor. Ebu Ammar yani Yaser
Arafat’ın vefat etmesiyle lidersiz bir durumda kalan Filistin halkı bir
avuç İsrailli’nin zulmüne maruz kaldı. İsrail Devleti, Ortadoğu’da
dünyanın gözü önünde, destekçisi ABD’den aldığı güçle Müslüman’lara kan
kusturdu. Kucaktaki bebekleri dahi öldüren İsrail askerleri tepki
gösteren Filistin halkını en şiddetli şekilde cezalandırdı. Terörle
mücadele adı altında Afganistan’ı işgal eden ABD, Afganistan’dan çıkmak
bilmedi.
Kendi çıkarları doğrultusunda Müslümanlar’ı ezmekten ve öldürmekten hiç
çekinmeyen ABD son olarak ta burnumuzun dibinde “özgürleştireceğiz”
safsataları ile Irak’ı işgal etti.Hergün Müslüman’ların üzerine bomba
yağdıran ABD savuş uçakları Irak’a demokrasiden çok ölüm getirdi. Çoluk
çocuk, yaşlı genç demeden binlerce Iraklı Müslüman öldürüldü. Terörist
adı altında tutuklanan Iraklı’larda hapishanelerde işkencelere maruz
kalarak ABD askerlerine oyuncak edildi. Müslümanların kutsal mekânları
olan camileri yakıp yıkan, bombalayan işgalciler bu yetmiyormuş gibi
camii içinde savunmasız yaralı Müslümanları katletti.
Dünyanın bir çok bölgesinde Müslümanlara yapılan bu zulüm sürerken Rusya
Devlet Başkanı Putin Türkiye’yi ziyaret ederek Çeçenistan konusunu
gündeme getirdi. Çeçenistan’a destek verenlerin Türkiye’de
faaliyetlerine izin verilmemesini istedi. Ondan öncede Çin Başbakan
Birinci Yardımcısı Türkiye’ye gelmiş ve kapalı kapılar ardında devletin
üst kademeleri ile görüşmelerde bulunmuştu. Bu görüşmeler hakkında
açıklama yapılmadı ama Çinlilerin Türkiye’de yaşayan Doğu
Türkistanlılara baskı yapılması ve faaliyetlerine izin verilmemesini
istediği açıkça ortada.
Bütün bunlar olup biterken tüm dünya sadece film izler gibi olup biteni
seyretmekle yetindi. Ancak, son günlerde Türk halkı uyanışa geçti.
ABD’nin yaptıklarına sessiz kalmamayı tercih den Türk halkı tepkisini
ortaya koymaya başladı.
Ankara’da Kale içi esnafı dükkanlarının kapılarına “ABD’liler Giremez”
yazıları astı ve Amerikan mallarını boykot kararı aldı. Sivil toplum
kuruluşları hükûmete baskı yaparak ABD'li meslektaşları nezdinde
girişimler yapmasını istemeye başladı.
Kayseri’de de “Irak Halkıyla Dayanışma Grubu” kuruldu ve bir dizi eylem
kararı aldılar. Bunların hepsi bizi duyarsız bir toplum haline
dönüştürmek isteyenlere en güzel cevaptır. Hiçbir şey yapamıyorsak en
azından tepkimizi ortaya koyarak safımızı belli etmeliyiz. Hükûmetimiz
ne yapar bu konular hakkında o ayrı bir mesele ama, ekonomik çıkarlardan
daha ziyade ortada bir din ve ırk kardeşliği var. Osmanlı İmparatorluğu
zamanında ekonomik çıkarlardan önde tutulan bu kavramlar Osmanlı’nın bir
dünya imparatorluğu olmasına ve Türk ve İslâm dünyasının lideri konumuna
yerleşmesine neden olmuştu.
|